-2-
Mars’ın çatlak havlama sesiyle düşüncelerinden kopup Ovacık’ın yeşil
çimlerine döner. Uzun uyumlu bacakları, incecik bilekleri, biçimli vücudu ve uzun kuğu boynuyla bir
kadın, sağında şişmanca orta boylu yapılı biri -kocası olabilir- diğer yanında
da yine orta boylu şişmanca bir kadın, on metre kadar önlerinde yürüyor. Mars
havlamasa neredeyse insanlara arkadan bindirecek… Kafasındaki soruları alt
etmeye çalışarak yürüdüğünde hep böyle olur.
Dere boyunca batıya yürürseniz, Kunduz Otel’den beş yüz metre kadar ilerde
zarif bir tahta köprü ile karşıya geçilir. Önlerindeki üçlü gurup bu köprüden
öbür yana geçer. Kenan batıya doğru yürümeyi sürdürür. Küçük tahta köprüden
epey ilerde dere sığlaşır, taşlara basarak karşıya geçilebilir. Yürüyüş yolunu
uzatabilmek için genellikle bu uzun parkuru seçer.
Bugün daha kalabalıktır çimenli yol -yürüyüş yoluna bu adı vermiştir-,
tahta köprünün çok ilerisindeki orman yolundan aşağı inen insanlar yanlarından
koşarak geçer. Mars’ın tasmasını tekrar çözer, var gücüyle süzülür Mars, dere
boyunca karşıdan gelenlere aldırmadan. Günaydın, der babayani, yakası bağrı
açılmış ter içinde kalmış yaşlı biri; günaydın, diye karşılık verir Kenan.
Hoşuna giden bu sıcak selamlaşma kitaplarının sayfaları arasında gezinen
zihnini tekrar şimdiye döndürür. Derenin sığ bölgesinden karşıya geçer, onu
gören Mars çok daha ilerden yıldırım hızıyla koşarak geri gelir ve sığ bölgede
suya atar kendini.
Derenin diğer yanında yirmi metrelik bir düzlükten sonra gri beyaz gövdeli
sülün gibi kayın ağaçlarıyla kaplı dik yamaçlar yükselir; ince damarlı, açık
yeşil, zarif eliptik yapraklarla donanmış dallar sabah rüzgârı altında Ovacık
Çayı’na nazire yaparcasına huşu içinde salınıyordur.
Yeşil yolun tek kahvehanesi, Orman Kafe –yeni yeni kafe denmeye
başlanmıştır- tahta köprünün hizasında, tam yamaçların başladığı noktadadır.
Mars Kenan’ın yanından yıldırım gibi geçmiş, koşarak kafeye doğru
uzaklaşmıştır. Korkan birileri olur
endişesiyle çağırmayı aklından geçirir. Bakar, etrafta insan göremez,
seslenmekten vazgeçer, uzaktan izlemekle yetinir.
Tam kafeye gelmek üzeredir ki, kayın ağaçları arasından birinin aşağı
yuvarlandığını görür. Mars şaşırmış,
olduğu yere çakılıp kalmıştır. Kısa bir duraksamadan sonra yuvarlanan adama
doğru koşmaya başlar, ardından Kenan var gücüyle fırlar… Yarım saat kadar önce
önlerinde yürüyen gurubun sağında yürüyen adam kanlar içinde yerde yatıyordur.
Eğilip bakar, baygındır ama yaşıyordur. Ne yapabilirim, diye çevresine göz
gezdirir, adamın yanında yürüyen iki kadın kayın ağaçlarına tutunarak yamaçtan
inmeye çalışıyordur. Kadınları beklemeden hızla otele, arabasına doğru koşmaya
başlar. Ter içinde kalmıştır. Mars’ı otelin önündeki çamlardan birine bağlar.
İçeri girip Cemal’e durumu anlatır, bir doktor araştırmasını söyler. Arabayla
çimenli yola dalar, eli sürekli kornadadır. Yaralının yanına vardığında
kadınlar da yeni gelmiştir. Adam hala baygın yatıyordur.
“Hemen doktora…”
Adamı yoldan geçmekte olan birinin de yardımıyla arabaya taşırlar. Uzun
boylu, açık kumral saçları omzuna
dökülmüş, otuz yaşlarında görünen güzel kadın arabaya Kenan’ın yanına biner.
“Anne, sen kal, benden haber bekle…”
Bu arada Cemal’den telefon gelir. Doktor öğleden sonra gelecekmiş, en yakın
doktor Kasaba’daymış… Hastaneye
gitmekten başka yol görünmüyordur. Yanındaki güzel kadın da telefonda
konuştuklarını duyar.
“İlk kez arabasız geldik, böyle bir iş geldi başımıza. Allah sizden…”
sözünü tamamlamadan arabadan iner arkaya, adamın yanına geçer; uzun yol boyunca
yanında olmalıdır.
Birkaç dakika sonra Kasaba yolundadırlar.
(Devam edecek)
∘∘∘
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder