7 Kasım 2017 Salı

AŞK DAĞDAN İNMEZ (7)




-2-

Mars’ın çatlak havlama sesiyle düşüncelerinden kopup Ovacık’ın yeşil çimlerine döner. Uzun uyumlu bacakları, incecik bilekleri,  biçimli vücudu ve uzun kuğu boynuyla bir kadın, sağında şişmanca orta boylu yapılı biri -kocası olabilir- diğer yanında da yine orta boylu şişmanca bir kadın, on metre kadar önlerinde yürüyor. Mars havlamasa neredeyse insanlara arkadan bindirecek… Kafasındaki soruları alt etmeye çalışarak yürüdüğünde hep böyle olur.
Dere boyunca batıya yürürseniz, Kunduz Otel’den beş yüz metre kadar ilerde zarif bir tahta köprü ile karşıya geçilir. Önlerindeki üçlü gurup bu köprüden öbür yana geçer. Kenan batıya doğru yürümeyi sürdürür. Küçük tahta köprüden epey ilerde dere sığlaşır, taşlara basarak karşıya geçilebilir. Yürüyüş yolunu uzatabilmek için genellikle bu uzun parkuru seçer.
Bugün daha kalabalıktır çimenli yol -yürüyüş yoluna bu adı vermiştir-, tahta köprünün çok ilerisindeki orman yolundan aşağı inen insanlar yanlarından koşarak geçer. Mars’ın tasmasını tekrar çözer, var gücüyle süzülür Mars, dere boyunca karşıdan gelenlere aldırmadan. Günaydın, der babayani, yakası bağrı açılmış ter içinde kalmış yaşlı biri; günaydın, diye karşılık verir Kenan. Hoşuna giden bu sıcak selamlaşma kitaplarının sayfaları arasında gezinen zihnini tekrar şimdiye döndürür. Derenin sığ bölgesinden karşıya geçer, onu gören Mars çok daha ilerden yıldırım hızıyla koşarak geri gelir ve sığ bölgede suya atar kendini. 
Derenin diğer yanında yirmi metrelik bir düzlükten sonra gri beyaz gövdeli sülün gibi kayın ağaçlarıyla kaplı dik yamaçlar yükselir; ince damarlı, açık yeşil, zarif eliptik yapraklarla donanmış dallar sabah rüzgârı altında Ovacık Çayı’na nazire yaparcasına huşu içinde salınıyordur.
Yeşil yolun tek kahvehanesi, Orman Kafe –yeni yeni kafe denmeye başlanmıştır- tahta köprünün hizasında, tam yamaçların başladığı noktadadır. Mars Kenan’ın yanından yıldırım gibi geçmiş, koşarak kafeye doğru uzaklaşmıştır.  Korkan birileri olur endişesiyle çağırmayı aklından geçirir. Bakar, etrafta insan göremez, seslenmekten vazgeçer, uzaktan izlemekle yetinir.
Tam kafeye gelmek üzeredir ki, kayın ağaçları arasından birinin aşağı yuvarlandığını görür.  Mars şaşırmış, olduğu yere çakılıp kalmıştır. Kısa bir duraksamadan sonra yuvarlanan adama doğru koşmaya başlar, ardından Kenan var gücüyle fırlar… Yarım saat kadar önce önlerinde yürüyen gurubun sağında yürüyen adam kanlar içinde yerde yatıyordur.
Eğilip bakar, baygındır ama yaşıyordur. Ne yapabilirim, diye çevresine göz gezdirir, adamın yanında yürüyen iki kadın kayın ağaçlarına tutunarak yamaçtan inmeye çalışıyordur. Kadınları beklemeden hızla otele, arabasına doğru koşmaya başlar. Ter içinde kalmıştır. Mars’ı otelin önündeki çamlardan birine bağlar. İçeri girip Cemal’e durumu anlatır, bir doktor araştırmasını söyler. Arabayla çimenli yola dalar, eli sürekli kornadadır. Yaralının yanına vardığında kadınlar da yeni gelmiştir. Adam hala baygın yatıyordur.
“Hemen doktora…”
Adamı yoldan geçmekte olan birinin de yardımıyla arabaya taşırlar. Uzun boylu,  açık kumral saçları omzuna dökülmüş, otuz yaşlarında görünen güzel kadın arabaya Kenan’ın yanına biner.
“Anne, sen kal, benden haber bekle…”
Bu arada Cemal’den telefon gelir. Doktor öğleden sonra gelecekmiş, en yakın doktor Kasaba’daymış…  Hastaneye gitmekten başka yol görünmüyordur. Yanındaki güzel kadın da telefonda konuştuklarını duyar.
“İlk kez arabasız geldik, böyle bir iş geldi başımıza. Allah sizden…” sözünü tamamlamadan arabadan iner arkaya, adamın yanına geçer; uzun yol boyunca yanında olmalıdır.
Birkaç dakika sonra Kasaba yolundadırlar.
(Devam edecek)
∘∘∘





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder